Ayasofia & Ayasofya Ayasofia & Ayasofya

Ayasofia & Ayasofya

Ayasofya'nın Iustinianos Döneminde Yeniden İnşaası

558 yılının Mayıs ayında, dört yıldan beri süregelen bir dizi deprem sonucunda, Anthemios ve İsidoros'un inşa ettiği kubbe, doğu tarafındaki büyük kemer ve yarım kubbeyle birlikte çöktü. Kubbenin tasarımı ile ilgili tartışmalar bulunmaktadır. Görgü tanığı Agathias, kubbenin hafif elips şeklinde olduğunu ancak bu şeklin başlangıçta böyle tasarlanmadığını, inşa sırasında kuzey ve güney payeleri ile kemerlerin dışa doğru eğilmeleri sonucu ortaya çıktığını belirtmektedir. Anthemios ve İsidoros'un kısa ömürlü merkezi kubbesi ya bingi bir kubbeydi ya da şu andaki kubbede olduğu gibi pandantifler üzerine kurulu, muhtemelen pencereli bir kasnağı ve kediyolu olan bir kubbeydi. Gerçek şekli ne olursa olsun, bu kubbe ilk Ayasofya'nın temel özelliğini oluşturmaktaydı ve altıncı yüzyılda onu seyredenlerde uyandırdığı hayranlık, yerine yeniden yapılanın uyandırdığı hayranlıktan çok daha büyüktü.

İlk kubbenin yerine yenisi, ölen Miletoslu İsidoros'un yeğeni mekhanopoios Genç İsidoros tarafından inşa edildi. 558 yılında, kubbenin yeniden inşaası ile görevlendirilmeden önce Genç İsidoros, eyaletlerde kent duvarlarını yeniden inşa etmesiyle sivrilmişti. Prokopios, İmparator Iustinianos'un 550 yılında Kuzey Suriye'deki Chalcis şehir surlarını Genç Isidoros'a yeniden inşa ettirdiğini bildirmektedir ve bu, günümüze kadar korunmuş iki yazıtta da doğrulanmaktadır. Genç Isıdoros gençliğinde Suriye'de Fırat ırmağı üzerindeki müstahkem kent Zenobla'nın surlarının sağlamlaştırılmasında, aslen Konstantinopolisli olan mekhanopoios Ioannes'ln ortağı olarak çalışmıştı. Genç Isidoros'un Ayasofya'nın kubbesini yeniden inşa etmesi, 530'larda tüm kiliseyi inşa etmek için geçen zamanın üçte ikisi kadar bir süreyi kapsadı. Katedralin tamamlanıp yeniden takdis edildiği 24 Aralık 562 tarihinde Iustinlanos hâlâ tahttaydı. Dikkat çekici olan, Genç Isidoros'un inşa ettiği kubbenin 1400 yılı aşan bir suredir ayakta kalması, kısmen yeniden yapılmakla birlikte, günümüze kadar gelmiş olmasıdır. Kubbenin üçte biri (on üç kaburga) ve batıdaki kemer 989 yılında bir depremde çökmüş ve ünlü Ermeni mimar Trdat tarafından yeniden inşa edilmiştir. Öte yandan, 1343 ve 1344 yıllarındaki bir dizi deprem sonucunda, doğudaki yarım kubbe ve büyük kemer çökmüş, büyük kubbenin başka bir üçte birlik bölümü de (başka on üç kaburga) 1346 yılında çökmüştür. Bu bölümlerin yeniden inşaası da 1354 yılında Phakeolatos denetiminde, stratopedarehes (büyük kumandan) Astras ve Latin uyruklu John Peralta adlı İki mimar tarafından tamamlanmıştır. Kubbenin onuncu ve on dördüncü yüzyıllarda gerçekleştirilen yeniden inşaasında Genç Isidoros'un altıncı yüzyılda yaptığı tasarım esas alınmış ancak işçilik kalitesi eskisine oranla daha düşük olmuştur. Günümüze kadar gelmiş olan kubbe, Genç İsidoros'un tasarımını yapmış olduğu kubbedir.

Kilisenin ilk kubbesini saymazsak, böyle cüretli ölçekte ve tasarımda bir kubbe, ne Konstantinopolis'de ne de erken Bizans döneminde başka bir yerde yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda da Bizans'ta bu kubbenin bir benzeri yapılmamıştır. Sekiz yüz yıl kadar bir sûre Ayasofya, dünyadaki en büyük tonozlu yapı olma özelliğini sürdürmüştür. Günümüzde de dünyada tuğladan yapılmış üçüncü büyük kubbeye sahip yapıdır. 532 ile 537 yılları arasında inşa edilen kilisenin tasarımında yapılan diğer büyük değişiklikler arasında, kuzey ve güney timpanumların büyük olasılıkla 869 depreminin tahribatından sonra, bugünkü biçimiyle yeniden inşa edil-miş olması bulunmaktadır. Genç İsidoros'un kubbeyi yeniden inşa etmesinden sonra, kuzey ve güney tim-panum duvarları bugünkünden daha fazla pencereli alana sahip olduğu için içeriye daha fazla ışık girmek-teydi. Ayrıca, 1317 yılında yapının kuzey ve doğu cephelerine dış taraftan kütlesel payandalar inşa edilmiştir. Halen üst narteksin duvarına yaslanmış olarak duran dört uçan payandanın hep on üçüncü yüzyılda Haçlılar tarafından yapıldığı düşünülmüştür, ancak yirminci yüzyıl sonlarına doğru yapılan araştırmalar bunların büyük olasılıkla 869 ya da 989'dan sonra ilave edilmiş olduklarını ortaya çıkarmıştır; eğer bu doğru ise, bunlar mimarlık tarihinde kayda geçmiş en eski uçan payandalardır. Yapının dört köşesindeki minareler, Osmanlıların Konstantinopolis'i fethedip (1453) Hagia Sophia Kilisesini camiye (Ayasofya Camiî) dönüştürmelerinden sonra ilave edilmiştir.


Iustinianos'un kilisesinin başlangıçta yapılan ek yapıları bir dereceye kadar hâlâ gözde canlandırılabilir. On dokuzuncu yüzyıla kadar kısmen korunmuş olan atrium bugün ortadan kalkmıştır. Schneider'in 1935'teki kazılarında tekrar ortaya çıkarılan atrium 48 x 32 m boyutlarında, dikdörtgen planlı olup üç cepheden - kuzey, güney ve batıdan - almaşıklı olarak payanda ve sütunlarla taşınan revak ile çevrelenmişti. Kilisenin dış narteksi, atrîumun dördüncü cephesini oluşturmaktaydı. Paulus Silentiarius'un bildirdiğine göre atriumun ortasında, kilisenin batısında, Karya mermerinden yapılmış büyük bir fıskiye (phiale) bulunmaktaydı. Şair, 'kutsal kilisenin dışında, yan taraflarında ve çevresinde, her yerde görülen açık avlular' dan söz etmekte ve böylece 'kilisenin her taraftan gelen parlak gün ışığında yüzer gibi' göründüğünü ifade etmektedir. İstanul'daki erken devir kiliselerinde de etraflarını saran avlular bulun-maktaydı. Iustinianos döneminde şehrin iskân edilmiş alanları epeyce kalabalıklaşmıştı. Görgü tanığı Agathias'ın ifadesine göre, 'şehrin her semti öyle yoğun şekilde iskân edilmişti ki hiçbir engeli olmayan açık alanlar son derece nadir görüntülerdi. Iustinianos'un katedralîndekî avlular Bizans'ın eski akropolünde, kente ait dini bir sembol olarak onun şöhretini artırmakta ve vurgulamaktaydı. Guillaume-Joseph Grelot'un İstanbul'u ziyaret ettiği 1672 yılına kadar, Ayasofya'nın avluları yıkılıp yerine batı, güney ve kuzey cephelerinde Türk tarzı avlular yapılmıştı. Grelot gravürlerinde Türk tarzı avlulardan ikisini resmetmiştir. Bunlar, daha önceki Bizans avluları hakkında takribi bir fikir verebilmektedir.

Kilisenin kuzey tarafında bir yerde, şekli belirlenemeyen büyük bir Bizans vaftizhanesi (Büyük Vaftizhane) yer almaktaydı; bugün bunun bütün izleri ortadan kalkmıştır. Iustinianos döneminde inşa edilen daha küçük, sekizgen planlı bir vaftizhane (Küçük Vaftizhane) kilisenin güneybatısında, bugünkü girişin yakınında hâlâ ayakta durmaktadır. Batı galerinin güney ucunda patrik sarayının bir kalıntısı korunmuş durumdadır. Güneybatı kapı sundurmasının yakınında bulunan horoiogion ya da saat binası (muvakkithane) muhtemelen Iustinianos dönemine aittir. Iustinianos dönemi öncesine ait skeuophylakion (hazine binası) yapının kuzeydoğu köşesine yakın bulunmaktadır. Galerilere girişi sağlayan üç dış merdiven rampası günümüze kadar kalmıştır; güneydoğuda da dördüncü bir rampanın mevcut olabileceği düşünülmüştür.

Başlangıçtan beri Ayasofya, 110 m kuzeyinde bulunan Aya İrini Kilisesini de içine alan kutsal bir alanda yer almıştır. Aya İrini, I. Constantinus döneminden önceki bir Hıristiyan bölgesinde inşa edilmiş olabilir çünkü tarihte adı Eski Kilise (ne palaia ekklesia) olarak geçmektedir. Kilise tarihçisi Sokrates, Büyük Constantinus'un bu eski kiliseyi büyüttüğünü ve süslediğini bildirmektedir. Ayasofya ve Aya İrini ortak bir duvarla çevrilmişti ve Ayasofya'da görev yapan din adamları Aya İrini'de de hizmet vermekteydi. 404 yılından sonra Ayasofya'nın onarımı sırasında Aya îrini şehrin ana kilisesi görevini görmüştür; 381 yılında yapılan Konstantinopolis Konsili'nin de burada toplanmış olabileceği düşünülmektedir. Aya İrini, 532 yılındaki Nika Ayaklanması sırasında ciddi şekilde hasar görmüş ya da yıkılmıştır. Aynı din adamları, bu kutsal yapılar topluluğundaki üçüncü bir kilisede de hizmet vermekteydiler. Bu kilise, Ayasofya'nın 100 m batısında, bakırcılar mahallesinde, II. Theodosius döneminde (408-50), muhtemelen kız kardeşi Pulkheria (399-453) tarafından inşa ettirilen Khalkoprateia'daki Theotokos'tur. Ayasofya ve Aya İrini, Iustinianos tarafından 532'den itibaren yeniden tasarlanıp inşa ettirilirken, bu kilise patrikhane kilisesi olarak hizmet görmüştür.

Ayasofya Resimleri

İç Bezemesi

Ayasofya Videoları

Site Haritası

Iustinianos'un Kilisesi - Nika Ayaklanması
Anthemios ve isidoros
İmparatorluk Projesi
Iustinianos'tan Önceki Ayasofya
Iustinianos'un İlk Kilisesi
Ayasofya'nın Iustinianos Döneminde Yeniden İnşaası
İç Bezemesi
Litürjik Donanım
Yapı Malzemeleri
Iustinianos'un İkinci Kubbesi

Bizans Dönemi Mozaik Süslemeleri
Güney Giriş Holündeki Mozaikler
İmparatorluk Kapısı
Kuzey Timpanum Duvarındaki ve Pandantiflerdeki Mozaikler
Apsisteki Mozaikler
İmparator Aleksandros'un Mozaiği
IX. Konstantinos ve Zoe'nin Mozaiği
II. Ioannes Komnenos ve Eirene'nin Mozaiği
Deesis Mozaiği

On Beşinci Yüzyıldan Günümüze Ayasofya
Müslümanların Ayasofya'ya Sahip Olma Konusunda İhtiras ve Emelleri
Ayasofya'nın Camiye Dönüştürülmesi
Mozaiklerin Örtülmesi
Minareler
II. Selim Döneminde Mimar Sinan'ın Yaptığı İlaveler
Türbeler
III. Murat ve I. Mahmut'un Yaptırdığı İlaveler
Fossati Kardeşler Tarafından Yapılan Restorasyon
Hat Sanatı
Ayasofya'nın Müzeye Dönüştürülmesi
Günümüzde Yapılan Restorasyon Çalışmaları
Ayasofya'nın Osmanlı Camileri Üzerindeki Etkisi

Ayasofya ile İlgili Yayınlar

Dizin

3D Mekanlar