Ayasofia & Ayasofya Ayasofia & Ayasofya

Ayasofia & Ayasofya

İç Bezemesi

Iustinianos'un ilk kilisesinde nefi, yan nefleri, galerileri ve narteksi, renkli mermerden sütunlar ve duvar kaplamaları süslemektedir. Sütunların mermer gövdeleri büyüklük, oran ve renk yönünden karmaşık bir biçimde yerleştirilmiştir: zemin katındaki dört büyük payenin arasına Tesalya mermerinden de novo yeşili sütunlar, kavisli eksedrada devşirme porfir sütunlar kullanılmıştır. Galerilerde ise tamamen yeşil renkli sütunlar kullanılmıştır. Sütun gövdeleri beyaz mermer başlıklar taşımaktadır. Zemin katında, farklı renklerde mermer sütun gruplarının dönüşümlü olarak kullanılması Selanik'teki Demetrius Kilisesi'nin nefine benzemektedir. İlk Aziz Demetrius Kilisesi'nin yapıldığı tarih hakkında çelişkiler bulunmaktadır, ancak yapının incelenmesiyle, kilisenin bugünkü şekliyle Iustinianos'un hükümdarlık döneminin başlarında yapıldığı ortaya çıkmaktadır.

Prokopios'un sözlerinden anladığımıza göre Ayasofya'nın mermerleri, günümüzde olduğu gibi, Altıncı yüzyılda da izleyenlerin dikkatini çekmekteydi:

Kiliseyi süsleyen sütunların ve mermerlerin güzel-ligini kim anlatabilir ki? İnsan kendini renk renk çiçeklerle bezenmiş bir kırda hissedebilir. Ve insan, bazılarının moru, bazılarının yeşili, diğerlerinin çiçeğe dönüşmüş kırmızısı, parlak beyazlar ve doğanın bir ressam gibi, en zıt renklerle çeşitlemeleri karşısında hayrete düşecektir.


Paulus Silentiarius da Ayasofya'nın mermer duvar kaplamalarının resim sanatını andırdığını gözlemlemektedir. Şair, 'azametli kilisenin güçlü duvarlarında ve kaplamalarında bulunan on iki ayrı tür mermerden söz etmektedir. Büyük ölçüdeki kayıplara rağmen bu türlerin hepsi kilisede hâlâ görülebilmektedir. Bu türler arasında Boğaz civarından beyaz damarlı siyah taşlar, Yunanistan'da Carystus'tan yeşil mermer, Frigya'dan çok renkli taş, Mısır'dan gümüşi lekeli porfir, Sparta'dan zümrüt yeşili mermer, kırmızı ve beyaz damarlı İsauria mermeri, Libya'dan sarı bir taş, oniks ve diğer nadir mermerler bulun-maktadır. Zemin, büyük kısmı günümüze kadar gelen yerel Prokonnesos (Marmara Adası) mermeriyle kaplanmış ve kuzeyden güneye yeşil mermerden bantlarla boydan boya kesilmiştir. Tonoz ve kemerlerin başlangıç çizgilerine kadar tüm duvarlar ince mermer levhalarla kaplanmıştır. Nefteki payeler ve duvarlar üç sıra halinde dizilmiş, değişik renklerden uzun levhalarla kaplanmıştır. Levhalar, tek blok halindeki mermerin ikiye bölünmesiyle elde edilip yan yana birleştirildiği için, doğal damarları, merkezi bir eksen boyunca simetrik şekiller oluşturmaktadır. Bu kaplamalar yalnızca 20-30 mm kalınlığındadır. Çift levhalar, uzun tek levhalar ve tüm yatay şeritler mermerden yapılmış çubuk silmelerle çerçevelenmiştir. Hıristiyan yapılarının iç duvarları dördüncü yüzyıldan itibaren mermerlerle kaplanmış olmakla birlikte, (mermerden yapılmış mimari pilaster şeritlerin tersine) Ayasofya'daki aynı renkten dar mermer levhaların farklı renklerdeki daha büyük panoları çerçevelemesi şeklindeki kaplama yöntemi, belki ilk olarak bu kilisede ortaya çıkmaktadır. Bu çok renkli kaplamalar yalnızca payelerin ve duvarların taş ve tuğlasını gizlemekle kalmayıp aynı zamanda onları maddesel görünümlerinden arındırmakta, yarı şeffaf, düşsel bir durum, gerçek bir akıcılık etkisi yaratmaktadır. Aynı durum 530'lardan itibaren binanın merkezi kubbesini, yarım kubbeleri ve tonozları kaplayan ve titrek ışıklar saçan altın mozaikler için de söz konusudur. Genç İsidoros'un kubbesinin ortası, 'tüm dünyanın Kurtarıcısının kiliseyi ilelebet koruması için 7 daire içinde yer alan muazzam bir haçla bezenmiştir.

Zemin katındaki sütun dizisinin üzerindeki impostlar ve kemer köşe dolguları, alttan derin olarak oyulmuş beyaz mermerle kaplanmıştır. Bu oymalar dantel gibi yapraklardan oluşan ve filizleri özgürce dolanıp giden, koyu bir zemin üzerinde asılıymış gibi duran süslemelerdir. Galeri katında ise, kesilerek yapılmış taş örgüdeki (opus sectile) çok süslü şekiller, zemin katının kemer köşe dolgulanndaki oymaları andırmaktadır. Bu süsleme klasikten korkusuzca uzaklaşmadır.

Sütun başlıkları da aynı şekildedir. Kilisede, hepsi de beyaz mermerden yapılmış, değişik tarzlarda sütun başlıkları bulunmaktadır. Her iki katta ana sütun dizisinin yeşil mermer sütun gövdeleri ve eksedraların porfir sütun gövdeleri, tepesine İon tarzında küçük volütler geçirilmiş 'çanak' biçimli başlıklar taşımaktadır. Bunların alttan keskin ve derin olarak oyulmuş yüzeyleri yukarıda sözü edilen kemer köşe dolguları gibi işlenmiştir. Bu başlıklar palmiye ve akantus yaprakları ile süslenmiştir. Bu tip başlıkların kökeninin çok belirgin olmaması, bunlardaki yaratıcılığı gölgelememelidir. Bu tür, İstanbul'da, aşağı yukarı aynı çağda yapılmış Iustinianos dönemi kiliselerinden Sergios ve Bakhos'un (Küçük Ayasofya) alt katındaki 'dilimli başlıklardan çok daha farklıdır. Ayasofya'nın oyma başlıklarından bazıları yaldızla kaplanmıştır ve başlıklardaki bosaj, çoğunlukla Iustinianos ya da imparator (basileos) monogramlarını taşımaktadır; ancak nadir olmakla birlikte Theodora ya da imparatoriçe {Augusta) monogramları da bulunmaktadır. Sepet başlıkların ya da monogramların hiçbiri diğerine benzememektedir. Bu da oymacıların, sanatlarının icrasında hiç de küçümsenmeyecek bir özgürlüğe sahip olduklarını yansıtmaktadır. Bunlara tezat olarak, kilisenin yan neflerinde ve galerilerinde oyma İon tarzı impost başlıklar ve impost bloklar görülmektedir ancak bunlar beyaz mermerdendir.

Gün ışığında, kilisenin içi değişik boyutlardaki sayısız pencereden içeri süzülüp giren huzmelerle ışığa boğulmaktaydı. İnsan, bu kilisenin Grek Doğu'da ya da Latin Batı'da daha önce yapılan kiliselere göre çok daha fazla pencereli olup olmadığını merak etmektedir. Güneşli bir günün sabahında, ibadet edecek insanlar iç narteksten kilisenin orta nefine girdiklerinde ilk izlenimleri, yapının doğu duvarlarındaki sayısız pencereden içeriye sel gibi akan ışık huzmeleriydi. Paulus Silentiarius ikinci kubbenin kemerli kırk penceresinden 'sarı saçlı Şafak'ın ışınlananın içeriye aktığını belirtmektedir. Prokopios, kilisede 'pırıl pırıl güneş ışıklarının çok bol' olduğunu ve mermerlerden yansıyan güneş ışığının insana, kilisenin 'dışarıdan güneşle aydınlatılmayıp bu ışıltının içeride oluştuğunu, mabedin her tarafının bol ışık içinde yüzdüğünü' düşündürdüğünü ifade etmektedir. Büyük olasılıkla, altıncı yüzyıldaki ışığın renk uyumu günümüzdekinden daha yumuşaktı. Bunun nedeni belki de Ravenna'daki Iustinianos dönemi kilisesi San Vitale'de, Amorium'daki 'Aşağı Şehir Kilisesinde ve İstanbul'daki İkonoklazma sonrası Bizans kiliselerinde kullanılmış olan ancak ortadan kaybolan renkli pencere camlarıydı.

Altıncı yüzyılda kilisenin açılış töreni için bestelenen Grekçe ilahide (kontakion), içerideki bu ışık yorumlanmaktadır:

İsa'nın bu kutsal kilisesinin ihtişamı, yukarıdaki

gök kubbeden de üstündür, çünkü o sadece gözle görülen bir ışık sunmakla kalmayıp, 'Hakikat Güneşi'nin ilahi aydınlığını taşımakta, hem gece hem de gündüz Kutsal Ruh'un kelamının ışınları ile muhteşem şekilde aydınlatılmakta, aklın gözleri de 'Işık olsun!'diyen Tanrı tarafından aydınlatılmaktadır.
Ayasofya'nın duvarlarında bulunan çok sayıdaki pencereden içeriye giren ışık, burayı bir ışık hazine-sine dönüştürmektedir; ışık bilgeliği (sophia) ve getireceği kurtuluşu simgelemektedir. Işığa yapılan bu atıf, kilisenin İsa'ya, Tanrı Kelamı'na, Dünyanın Işığı'na, İnsanlığın Kurtarıcısı'na, Herkesin Işığı ve Dirilişi'ne, yani Hagia Sophia'ya ithaf edilmesi ile bağlantılıdır.

Şair Paulus, geceleyin de içerisinin aydınlığa boğulduğunu 'haşmetli mabedi bir gece güneşi aydınlatmakta' sözleriyle ifade etmekteydi. Kubbeden aşağıya doğru 'pirinçten dövülmüş, birçok kanca ile almaşıklı kıvrımlar oluşturacak şekilde bir-birine bağlanmış uzun zincirler'sarkmaktaydı. Bunlar zemine ulaşmadan önce 'birleşik bir dairesel koro' oluşturmaktaydılar; bunun üzerine de, ince işlenmiş cam kapların oturtulduğu gümüş diskler tutturulmuştu. Bu, 'insanların başlarının üzerinde bir çember'şeklinde asılı durmaktaydı. Paulus, 'çemberin içinde, disklere yakın bir yerde, üzerinde pek çok göz bulunan azametli bir haç göreceksiniz' demekteydi. Ve yine Paulus, daha küçük ikinci bir iç çemberde, kenarında kandiller taşıyan ikinci bir tacın varlığından söz etmekte, bunun 'tam ortasında da bambaşka bir asil diskin, parlayarak yükselmekte ve karanlığı kovmakta'olduğunu anlatmaktaydı. Şair Paulus, yan neflerde, sütun dizilerinin etrafında ve duvarlarda asılı olan kandilleri de tasvir etmekte ve bunların gümüş taslar içine oturtulduğundan, bazılarının havada, değişik yüksekliklerde asılı olduğundan, diğerlerinin de zeminde durduğundan söz etmekteydi. İlave kandiller, kubbe kornişinin çevresinde ışıktan bir çember oluşturmakta, ayrıca templonun üzerinde de ışık bulunmaktaydı. Bu sayılamayacak kadar çok kandilin bulunması sonucu 'aydınlık gece gün gibi gülümsemekte ve pembe topuklu görünmekteydi.

Ayasofya Resimleri

Litürjik Donanım

Ayasofya Videoları

Site Haritası

Iustinianos'un Kilisesi - Nika Ayaklanması
Anthemios ve isidoros
İmparatorluk Projesi
Iustinianos'tan Önceki Ayasofya
Iustinianos'un İlk Kilisesi
Ayasofya'nın Iustinianos Döneminde Yeniden İnşaası
İç Bezemesi
Litürjik Donanım
Yapı Malzemeleri
Iustinianos'un İkinci Kubbesi

Bizans Dönemi Mozaik Süslemeleri
Güney Giriş Holündeki Mozaikler
İmparatorluk Kapısı
Kuzey Timpanum Duvarındaki ve Pandantiflerdeki Mozaikler
Apsisteki Mozaikler
İmparator Aleksandros'un Mozaiği
IX. Konstantinos ve Zoe'nin Mozaiği
II. Ioannes Komnenos ve Eirene'nin Mozaiği
Deesis Mozaiği

On Beşinci Yüzyıldan Günümüze Ayasofya
Müslümanların Ayasofya'ya Sahip Olma Konusunda İhtiras ve Emelleri
Ayasofya'nın Camiye Dönüştürülmesi
Mozaiklerin Örtülmesi
Minareler
II. Selim Döneminde Mimar Sinan'ın Yaptığı İlaveler
Türbeler
III. Murat ve I. Mahmut'un Yaptırdığı İlaveler
Fossati Kardeşler Tarafından Yapılan Restorasyon
Hat Sanatı
Ayasofya'nın Müzeye Dönüştürülmesi
Günümüzde Yapılan Restorasyon Çalışmaları
Ayasofya'nın Osmanlı Camileri Üzerindeki Etkisi

Ayasofya ile İlgili Yayınlar

Dizin

3D Mekanlar